8.07.2011

CAZ FESTİVALİ TEFRİKALARI - Intro



Paris'ti, Milano'ydu gezi tefrikalarına niyetliyken kısmet festivaleymiş. Her ne kadar daha sıkı bir takipçi olduğum ve deli paralar bayıldığım yıllar geride kaldıysa da kadim bir dost olarak bulunmaya devam ediyorum kimi konserlerde.

Bu yıl açılışımı Jamie Cullum'la yaptım. Konser uzun süredir bu denli keyif aldığım ilk konserdi ancak detaylara girmeyeceğim, gerekli her türlü detayı Avaz*da yazdım zaten. Oradan buyrun. Benim burada tefrika edeceğim pek daha subjektif olan detaylar.

Bir çalışan profilinin sosyalleşmeye ayak uydurma çabası, ya da genellemeden tiyatrous'un çabası da diyebiliriz :S

Her şey hala adıma gelmese de çatısı altında bulunduğum güzide şirketimden bana da davetiye düşmesi ile başladı. İnanın cimrilikten değil bilet almaya varamamaktan kaynaklanıyor bu çaresizlik.

Elime geçen davetiyeleri itinalı aralıklarla festivale dağıtan ben hala iki konser için daha pusudayım. Natalie Cole ve Richard Bona& Raul Midon'a beni davet etmek isteyen?!

Efendim tefrikalarımız canımın pek tatlı ve yorgun olması itibariyle açılış konserini göremeyecek. Ancak ardından gelen Tünel Şenliği ilk konumuz olacak.

Yine de umudunuz çok yüksek olmasın.... bir kaç saate başlamak üzere hoşçakalınız efenim....

* http://avazavazdergisi.blogspot.com/2011/07/oradaydk-jamie-cullum.html

2.07.2011

Takılma Bunlara Aklım






Şimdi kendi kendime temiz bir döngüde giderken, çıkartılmışım yörüngemden. Kimseye bulaşmamışken ve tövbeliyken hem de her şeye...

Sonra saniyesinde inanmışım, ne meyletmişim meğer yoldan çıkmaya.

Ve ertesi gün yeniden kaybetmişim.

Ne yapayım ki şimdi ben? 

Delirir misin, dellenme ruhum, bırak aksın gitsin. Bırak yeniden başlasın. Bir başka gün bu maya tutacak elbet...
  yani tutar bi gün
                                tutar di mi dostlar?

Hay zamanın gözünü seveyim!

29.06.2011

Geçen Pazar'ın Şiiri - 1

Şuşu ve Jelibon'a...

Bir kaçışı var mı sırtımızdaki dayatmaların?
Biz şapkalarımız ve gözlüklerimiz ardına 
günlük telaşlara sıkışmışken
Yanıbaşımızdan salına salına
sarı saçlarını savura savura
geçip giden günışığının 
eteğinin kenarından ahlaksızca 
sızabilsek içeriye
Rengarenk tenine, yaşamın tuzlu terine karışsak

Yüzümüzde güneş, ensemizde rüzgar,
bileklerimizde deniz
Ve dudaklarımızda o ömürlük koku, 
sevgilimiz

Ne para ne iş ne gelecek yıllar
Şimdinin kollarında 
bir yudumluk hayatımızın tadında
   kendimizden geçmişiz!     

28.06.2011

Ben neyi sevmiyorum biliyor musunuz?


Bir şeyi yapmaya niyetlenip, işe koyulacağım anı beklemeyi...




Şimdi ben bir kere kafama koymuşum, heveslenmişim, planlanmaya girişmişim. E tabii ki beni bu kadar harekete getirecek şey, işe dair değil. Yani o da bir iş ama , ana ekmek kapım değil. Noluyor? Bekle eşref saatini. E olmuyor tabii.

Evet ilginç bir gerçekten söz etmiyorum, ama benim gündemimin en geçerli maddesi bu ne yapayım?!



BUNU ANCAK EĞİTİMLİ BİR ZİHİN ÇÖZEBİLİR

Uyku saatini, işini ve türlü projelerini gün içinde yapabilecek insanlar var.

Hani sınav döneminde sabah 10.00 - 12.00 arası matematik, yarım saat yemek molası, sonra 15'er dakika arayla matematik ve coğrafya çalışabilen arkadaşlarımız var ya? Onlar bu konuda inanılmaz vatandaş.

Ama bişi söliim mi?





BEN ONLARDAN DEĞİLİM


Dolayısıyla ... 

           - çalma dahili telefonum, canım telefonum çalma. Aramayın arkadaşım. Baskı bitmiş, telaş geçmiş, 3 gün istirahat alamaz mıyız?

İşte olsak da kafa tatiline gelmiyor mu bu fasıl?

Neden masadayım güzel kardeşim?







Ama ben kaşındım ben buldum, neylersin işte...