başka başka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başka başka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.04.2012

Başka Başka... Başka Yere Bakma Sen Yetersin




“Kadınların olağanüstü içgüdüleri vardır: Her şeyi bulurlar, apaçık ortada duran dışında…” 
Oscar Wilde


Kapıdan az önce buyur ettiğimiz sonbaharın şerefine yazalım bu defa. Çağının önde gelen yazar ve düşünürleri arasında sayılan Oscar Wilde’ın bu sözünü bir kenara not edelim ve günün getirdiği hikayeye dönelim. Malum sonbahar beraberinde yalnızca serin hava değil, romantizm, melankoli ve kimi arayışları getiriyor, kimi sorgulamaları. Biz de bu vesileyle en temel kadın-erkek algoritmasına bir göz atalım.


Elimizde dört girdimiz var:


1) Kadınlar erkeklerden daha çetrefilli düşünür.


2) Bu onların daha zeki olduğu inancını yaratır.


3) Erkekler kadınlardan daha sade ve tek odaklı düşünür.


4) Bu onların yeterince kuvvetli bir zihne sahip olmadığı inancını yaratır.


Bu dört girdi kadınlarda içinde bulundukları döneme göre iki farkı sonuç veriyor.


A) İşime Odaklanıyorum Dönemi


Bu dönemin motivasyonu hayatlarında bir eş olmaksızın/aramaksızın mutluluğu yakalamaktır. Her ne kadar aklınıza ilk gelen bunun bir ayrılık sonrası tepkisi olması olsa da – ki hakkınız büyük – pek çok başka sebebi de olabilir. Gerçekten işe odaklanmak istenmesi de ihtimal dahilinde ancak genelde aşka dair bir kırgınlıktır altta yatan gerçek. Dolayısıyla da bu dört girdinin böyle dönemlerde ortaya çıkış biçimleri erkekler mevzubahis olduğunda onları tiye alan söylemlerdir. Şu şakalar sanki bu dönemler için üretilmiştir:


Erkekler bilgisayar gibidir, sık sık kilitlenir ve hafızaları hiçbir zaman yetmez.
Erkekler; ateş böceği gibidir, eğlendirir ama aydınlatmaz.
Erkeklere, psikanaliz yapmak daha kolaydır çünkü hiç çıkmadıkları çocukluklarına dönmeleri gerekmez.
Erkekler uzaktan kumanda aleti gibidirler. Basit, kullanımı kolay ve genellikle televizyonun yakınında uzanmış durumda.
……… sürer gider……….


B) Artık Aşka Hazırım Dönemi


Bu dönem daha ziyade bahara denk gelir gibidir. Evvelki yaraların üstü kapanmış, ruhani bakım yapılmış, tamlık hissi geri kazanılmış ve bunu kabartması için erkeklere yeniden ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Uzun kuluçka döneminden sonra ortaya çıkan bu yavru duygular muhatabını bulmak için sabrını kaybetmiştir. Dolayısıyla karşılarına çıkan ilk/her/çoğu erkekle yeniden yola koyulmak için ikna akımını başlatır. Bu kısım, aşka hazır bir hanım kalbi ile potansiyel bir bey karşı karşıya geldiğinde, kadın zihninin çılgınca işaretlere odaklandığı ve her şeyi asık suratlı bir Çingene falcı gibi kendisine yorduğu döneme denk gelir. Ve onlardan bahsederken bir anaç tavuğun dile geldiğini duyarız adeta. Bize ne anlatıyordur sizce ?


Erkekler doğası gereği duyguları konusunda daha sade düşünür. Bu bakımdan duygularını belli etmekte kadınlar gibi değildir.


Duygularını açık edebilmeleri için yardımcı olmalı, onlara yol yapmalı yeri geldiğinde.


Erkekler ilgilerini bizim beklediğimiz biçimde gösteremeyebilirler. Sevgi ve ilgisini göstermek için başka yollar da var. Doğru anlamalı kimi hareketleri.


………sürer gider………


Hem de ne çözümlemelerle. Öyle ki sanabiliriz ki erkeklerin çözülmedik yedi katlı, karmaşık mı karmaşık bir işaret dilleri var ki aman aman!




Bir İhtimal Daha Var: Kendime Odaklanıyorum Dönemi


Hanımlar şimdi kendimize bir dakika verelim ve sakinleşelim.
Şimdi hafif bir müzik eşliğinde – ama Kenny G değil! – şunu tekrar edelim:


“Aşk bu kadar karmaşık değil”


Gerçekten değil. Çünkü kafanızı karıştıran tüm dış müdahale ve çerçevelerden arınıp kalbinize döndüğünüzde her şey nettir. Ne hissettiğiniz ve karşılık alıp almadığınız. Çünkü bir konuda haklısınız; iş duygusal yaşama geldiğinde erkekler o kadar da komplike irdeleme yapısına sahip değiller. Aradığınız karşılık, aradığınız aşk, aradığınız ilgi, beklediğiniz kişiden


ya geliyordur ya gelmiyordur.


Herkesin sebepleri var. Erkeklerin de… Ama bu sonucu değiştirmez. Tüm şartlar uygun olsa da bazen, olmuyor olabilir. Yahut tam aksine tüm şartlar size karşıysa, yine de bir şeylerin var olduğuna inanıyorsanız ve size gelmeyen her neyse onu bu koşullara bağlıyorsanız, üzülerek tekrar etmek zorundayız. Aranızdaki o her neyse ya geliyordur ya gelmiyordur ve siz bunu görebilirsiniz. Aklınızı karıştıracak etkenleri sıyırıp atın kafanızdan, gerçek tüm çıplaklığıyla sizin kalbinizde yatıyor zaten.


Süreç çetrefilli de olsa bir erkek eğer sizi görmek istiyorsa, görecektir. Birlikte olmak istiyorsa, bunu siz muhakkak söyleyecektir. Söylemiyorsa o kadar da istemiyor demektir.* Karmaşık olan aşk, koşullar yahut erkekler değil, elinizdeki gerçekle ne yapmak istediğiniz, bunun size neler hissettirdiği ve bundan sonra ne yapacağınıza dair aklınıza yığılan ihtimallerle boğuşmaktır.


Halbuki siz bundan fazlasını hak ediyorsunuz. Masallarla, filmlerle yahut içgüdüsel olarak o an, o her şeyinizle hazır olduğunuz an, bu kişi için doğru olmayabilir. Ama önünüzdeki tek alternatif değil ve zamanlamanın kişisel alınacak bir yanı yok.


Siz bu enerjinizi ve canlılığınızı koruyarak devam etmelisiniz. İster A dönemi ister B, kapatın tüm o dönemleri. Hayatı, duyguları, zihnimizi bölüp parçalamadan, kendimize odalanarak, kendi gerçeğimizle ilerleyerek devam edelim yola. Siz aşka hazırsanız o sizi gelip bulacaktır. Ama kendi zamanında ve kendi yerinde. Yolunu açacağınız biri varsa o aracı olacak kişi değil, aşkın kendisidir. Ona fırsat tanırsanız, kendi zamanında ve yerinde sizi çekinmeksizin içeri buyur edecektir. Yahut henüz hazır değilseniz ona da tamam. O sizi hissedecek ve dikkatinizi ona çevirene kadar sadakatle sizi bekleyecektir.


Tüm bu zamanda tek irdelenecek gerçek, tek irdelenecek kişi sizsiniz. Çünkü bu mesaiye yalnızca siz değersiniz.






*EV ÖDEVİ: Ola ki bahar yorgunluğundan kendimi doğru ifade edememişimdir, anlattıklarımın bir sağlamasını alalım istedim. Bunun için yıldızlı kısımda alıntı yaptığım bir filmi tavsiye ediyorum size. Görenleriniz olmuştur, henüz izlemeyenler için öncelikli ödevdir. Dikkatinize.


‘He’s Just Not That Into You’, Türkiye’deki adıyla ‘Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar’.


Akşam eve gidince kendimize bir kupa kahve, çay, bitki çayı ya da bir kadeh şarap her neyse ondan hazırlayıp ekran karşısına geçiyor ve izliyoruz. Hayatınızda bu rutine dönüş yaşadağınız her seferinde tekrar edebilirsiniz…






* Bu yazı magazin.ekolay.gayet.net için yazılmış ve ilk kez orada yayınlanmıştır.

26.03.2012

Başka Başka... Hiii! Ne Dedi!



Haydi dürüstçe söyleyelim, o gitti şimdi, bizi duyamaz.
İçinizdeki hangi ‘B’yi tehdit altında hissettiniz?


‘Seni seviyorum’ demek yoldan emin olmadığınızda son çıkışı kaçırmak gibi...


Sinemada bir öpüşme sahnesinde yahut yoldan geçen biri küfrettiğinde ortamda bir çocuk varsa illa ki şahit olmuşsunuzdur bu tepkiye.

Ve bir gün büyüdüğünüzde, hiç düşünmediğiniz anda, ağzınızdan değil belki ama zihninizden bu sözler yine dökülüverir. Bembeyaz kesilmiş ve kifayetsiz kalmışsınızdır. Neden olabilir sizce?

Niyesini henüz anlayabilmiş değilim ama ne zamanını biliyorum. Beklemediğiniz bir anda sevgiliniz/sevdiğiniz/sevildiğiniz/belki henüz başlayan/belki uzun süredir var olan insan söyledi. Ne dedi?

“Seni seviyorum”

Belki çoğu insanın duymak için çırpındığı sözler bunlar. Ama sizin için erken ya da ne bileyim zamansız oldu sanki biraz. Böyle olmaması gerekiyor, x zaman geçmeden yahut y fazına gelmeden ne olursa olsun söylenmemeli. Ama hangi zamanlar onlar? Hangi noktada kim koydu bu kuralı? Biz niye ayak uyduruyoruz? Nedir içimizdeki çığlığı koparan? İçinizde bir flaş gibi çakan ve sizi duraklatan hisler ne? Haydi dürüstçe söyleyelim, o gitti şimdi, bizi duyamaz. İçinizdeki hangi ‘B’yi tehdit altında hissettiniz?


a) Bağımsızlık – Şimdi karşılık verdiğimde bir bağlılık yemini etmiş gibi olacağım, bunu yapacağım ve her şey bitmiş olacak.


b) Belirsizlik – Şimdi bir cevap vereceğim ve aslında koşullarını ve süresini bilmediğim bir kontratı imzalamış olacağım.


c) Bariyer – Bu sınırı aşmak oldu biraz… Henüz ‘oraya’ gelmedik.


d) Berraklık – Bu sözle birlikte her şey yeniden yorumlanıyor olacak, çünkü artık her şey net.


Şimdi sizden birşey rica edeceğim, hepimizden… Lütfen saçmalamayalım. Bunun bunlardan çok daha sade ve ortak sebebi şu; ‘seni seviyorum’ demek yoldan emin olmadığınızda son çıkışı kaçırmak gibi. Bu korku yersiz ve yapay. Gerçekçi bile değil üstelik. Yirminci yüzyılın son döneminde metropollerde inşa edilen ve ancak şu kadar olgun bir tepki:


“Haydi şimdi el ele tutuşup gözlerimizi kapar ve orada bir köpek yokmuş gibi davranırsak o da olmaz bir süre sonra.”


Siz bir şeylerden emin olmadıkça, yaşananlar ne olursa olsun bu söylenmediğinde, köprüden önceki son çıkış hep önünüzde sadıkça sizi bekliyor olacak mı yani? Bir insanla birlikteyseniz ve yaşanmışlık biriktiriyorsanız, henüz bunu söylemiyorsunuz diye gittiğinizde üzülmez mi gerçekten? Ya da gerçekten ne kadar ilerlerseniz ilerleyin, istediğiniz anda fütursuzca o son çıkışa sapma hakkınız baki mi? Ya da söyledikten sonra yok mu böyle bir hakkınız?


Tekrar ediyorum, saçmalamayalım. Bunun tabii ki bir cevabı yok. Çünkü ‘seni seviyorum’ cümlesi bir vaat değil, duygu teşkil eder. Bugün var olduğu gibi yarın olmayabilir de ve bu söyleyen ve söylenen her iki taraf için de geçerlidir. Bir şeyler yaşanıyorsa ve içinizden geliyorsa alelade iki kelimeyi tabulamayın lütfen. Ha korkunun sebebi aslında sevmemenizse, artık karşı tarafı oyalamayalım. O da zaten belli ki yemeyecek bir süre sonra.


Şimdi konuştuklarımızın teyidini almak için usulen bir kez daha bunun niye bir kriz teşkil etmesi gerektiğini sormayacağım, çünkü dinlemek yerine size unutturmak isterim. Kavga çıkar. Üzülürüm.


* Bu yazı magazin.ekolay.gayet.net için yazılmış ve ilk kez orada yayınlanmıştır.
** Çizimler için Erinç Kargan'a sonsuz teşekürrr :) 






19.01.2012

Başka Başka... Evlen Evlenme

"Madem herkes evlilikten şikayetçi,
o zaman ben neden bir ay içinde 6 düğüne gittim?"

Çizim: Erinç Karğan

Bu yüzyılda kadınlar da erkekler de evlilikten kaçıyor, anladık. Her yerde bunu bağıran ‘karizmatik’ insanlar görüyorum. Burada beni deli eden üç nokta var. Üç yardım çağrısı gibi düşünün. Bu metropol insanı baskısını defetmek için üç el sıkışma çağrısı…


1) Evlilik bir kavramdır

Evliliğin pek çok tanımı olabilir. Medeni hal, resmi bir statü, kimileri için hapishane, kimleri için hedef… Herkese göre değişebilir bu tanım. Ama net olan birşey varsa o da bunun bir TANIM, bir KAVRAM olduğu. Bu da şu demek: Evlilikten kaçmanıza gerek yok, çünkü sizi kovalayamaz. Evlenmek istemiyorsanız, evlenmezsiniz.*

 
2) Mahkumlar dışarı çıkamaz


Teşbihte hata olmaz, ancak evlilik ve hapishane benzetmesi öylesine almış yürümüş ve zihinlerde köklenmiş ki üzerinden geçmekte fayda var.


Hapishane mahkumlar için tahliye edilmedikçe çıkılabilecek bir yer değildir. Değiştiremeyeceğiniz kurallar vardır. İçerideki yaşam üzerinde bir söz hakkınız ya da yaptırımınız yoktur.


Evlilikte ise kurallar sizin dışınızda birine ait değildir. Toplumdan size aktarılan beklentiler olabilir. Ancak memnun olmadığınız bu kurallar çiftler tarafından karşılıklı olarak yeniden belirlenebilir ve zaman içinde değiştirilebilir. Karşılıklı olarak yapılamadığında ise, içinden dilediğiniz zaman çıkabilirsiniz. **


3) Alt tarafı bir imza


En sevdiğim argüman. Bir kere çok etkin, konu kapatmak için kulakta uygun tınlıyor. Sonra her iki taraf için de – evlilikten ‘kaçanlar’ ve ‘kaçmayanlar’ - kullanışlı bir argüman. O yüzden çok yermek istemiyorum ama buraya kadar bıraktığım bir intibayı kırmak adına belirtmek gerekir ki evlilik bir imzadan ibaret değildir. Eğer indirgeyeceksek evliliğin bir davetiyeden ibaret olduğunu söylemek daha uygun. Birlikte olma haline, aileleri, varlıkları, kıyıda köşede kalmış birlikteliğinizi hâlâ bilmeyen akrabalarınızı ve en nihayet devlet babayı da buyur eden bir davetiye. Belki birlikte olmaktan farklı olarak evliliği en zor kılan yan bu. Savaşılabilir, azaltılabilir ama bir emek istediği gerçek. Resmi bir beklentiye bağımlı bir emek de insana itici gelebilir kabul. Ama kaçsanız da kaçmasanız da kabul etmek gerekir ki evlilik her şeye rağmen bir imzadan fazlası.


Bonus Madde


Her şey tamam da madem herkes evlilikten şikayetçi, o zaman ben neden bir ay içinde 6 düğüne gittim? Allah aşkına biri bana söylesin. Böylesi bir dost kazığı silsilesi görülmedi! O düğünler ki tamamen ayrı bir başlık konusu.


Bu soruyu esas sorma nedenime gelince… Tabii ki gördüğümüz herkes evliliğe karşı değil. Yoksa bu düğün ekonomisi bizi boğacak noktaya gelemezdi. Nasıl ki bir ‘evlilikten kaçanlar’ grubu varsa bir de ‘evliliğe kaçanlar’ var ki aman aman! Bu gruba tabi arkadaşlarımız çok daha korkutucu bir baskı oluşturabiliyor. Bu arkadaşların teki bile taşıdığı umutsuz bir 50’ler – 60’lar aile ruhuyla insanı çileden çıkarabiliyor ve cinsiyeti de her zaman kadın olmuyor inanın ve temiz bir zihin için onlardan kaçının!


Son olarak… Tercihiniz ne olursa olsun aslında sizi seviyoruz ve unutmayın arzular bir IQ ölçütü değildir. İsteseniz de istemeseniz de bu seçiminizin toplumsal etiketlemede yeri olmadığı konusunda anlaşalım. Anlaşalım ki bir rahatlayalım. Bugün herkes kendi kapısının önünü süpürse…*Tabii ki söylemesi kolay yapmasıysa o kadar basit değil. Ama gerçek basit, gerçek sade. Hayatın geri kalanındaysa her şey bir o kadar karmaşık değil mi?…


**Burada evliliği hafife aldığım sanılmasın. Tabii ki kapıyı çekip çıkmak o kadar kolay değil ve anlaşmanın zorlukları malum. Ama bu evliliğin zorluğu değil, birlikteliğin zorluğu. Evli olmasaydınız da bunlar olacaktı değil mi? Evliliği daha zor kılan tek gerçek çocuklar olabilir ki onlar işin içine girdiğinde evlilikten daha büyük birşeyden bahsediyoruz zaten.


Not: Bu yazı ilk olarak Gayet.Net'in blogunda yayınlanmıştır.

2.12.2011

Başka Başka ... Kadınlar Ne İster*

Burasıyla birlikte kimi zaman başka bloglara da konuk oluyorum. Avaz Avaz'ı biliyorsunuz ve eğer benim bloğuma yolunuz düşüyorsa onu bana gelene kadar haydi haydi takip ediyorsunuz demektir. Şimdi bir de gayet.net ailesine misafir oluyorum. Oradaki yazılarımı görmemiş olanlar için şimdi bir de buradan anlatıyorum...

* Bu yazı magazin.ekolay.gayet.net için yazılmış ve
ilk kez  ilk kez 5 Ekim 2011 tarihinde yayınlanmıştır.

KADINLAR NE İSTER?*


... Kısacası bir kadın imkansızı isteyebilir. Bu zordur. Ama çoğu zaman ne istediğini bilir...


Bir kadına ne istediğini sorduğunuzda, cevap vermesi uzun ve sessiz bir zaman alabilir. Çünkü ne istediğini bilmez…. Mi acaba? Gelin karar sürecine bir göz atalım. Diyelim ki bir çiftimiz var. Gülin’le Orkun.


Orkun Gülin’e sorar: Hayatım, ne istiyorsun?


Eğer ne hakkında ne istediğini sorduğunuzu bilmiyorsa, Gülin kendini önce tehdit altında hisseder. Çünkü varmak istediğiniz bir yer olduğunu düşünüp bunu tahmin etmeye çalışır. Bir oyun varsa, doğasında oyun kurmak olan Gülin, bu oyuna kolay kolay düşmeyeceğini göstermek ister. Cevapları çarpıtır yahut hesaplar ve bir Çin daması düzenine oturtur. Bunlara hali yoksa cevap vermez yahut bir şey istemediğini söyler.

Eğer konu belliyse, Gülin yine duraklar. Çünkü aklına 3 ayrı alternatif, bunların doğuracağı sonuçlar ve göreceli olarak değip değmeyeceğine dair hisleri düşer. İçlerinden bir seçim yapar.



Tam bu seçimi belirtecek ve cevap verecekken Gülin bir kez daha duraklar. Çünkü neyi seçtiğini Orkun’a söylediğinde, Orkun’dan gelecek olası karşılıklar gelir aklına. Alacağı bu olası tepkilerin onda uyandıracağı duyguları tartar. Birinde karar kılar. Bu defa alacağına inandığı tepkiye vereceği karşılıkları düşünür. Kendini doğru ifade edebilmek için birinde karar kılar ve söyler.

Orkun’sa bu değerlendirme sürecini Gülin’in ne istediğini bulmaya çalışarak geçirdiğini düşünür. Çünkü kendisine bu sorulduğunda sonucunu düşünmeden herhangi bir cevap verecektir. Çünkü söylediği şeylerin olası tüm alt metinlerini onun için düşünecek ve en uygununu seçecek olan – buna da gönüllü olan – Gülin’le konuşmaktadır.


Bunca yıl tüm şairler, feylozoflar, özlü söz sahipleri yanıldı mı yani? Aslında kadınlar ne istediğini biliyordu ve şu ana kadar bu hiç ortaya çıkmadı, öyle mi?

Bir bakıma diyelim.


Kadınlar ne istediğini bilir. Durumu karmaşık kılan başka.


Çünkü bir kadın çok şey isteyebilir, her konuda bir şey isteyebilir, bunları aynı anda isteyebilir, bir şey isterken yalnızca onu değil, onu verende yaratacağı duygulara varana kadar o şeyin varoluş koşullarına dair istekte bulunabilir. Kısacası bir kadın imkansızı isteyebilir. Bu zordur. Ama çoğu zaman ne istediğini bilir.


Oysa erkekler bunun tam tersidir. Son derece basit istekleri vardır ve istekleri üzerine kadınlar kadar hatta belki çoğu zaman hiç düşünmezler. Bu yüzden de onlara ne istediğini sorduğunuzda kadınlardaki o uzun duraklamayı bulamazsınız. Ama bunun yerine bir cevap da alamazsınız. (‘Bilmem’, ’Fark etmez’, ‘Her şey uyar’, ‘N’olursa’, ‘Sen bilirsin’ vb bir cevap değildir.) Bu durumda ya onun yerine karar veriyor olursunuz – yani kadınlar kendi istediklerini bildikleri gibi erkeğin isteklerini de bilebilirler – ya da onu anlamak için soru sormaya başlarsınız. (Henüz soru soruyorsanız anladığımız kadarıyla bir ilişkinin henüz başındasınız, Allah kolaylık versin!)


Sordukça karşılaştığınız tablo tüm erkeklerin tutunduğu gerçeği sarsacak cinstendir. Çünkü bir cevap almayı hedefleyen sorular geldikçe Orkun bocalayacak, anlamsız bulacak – anlamamanın karizmatik yorumu -, geçiştirmeye çalışacaktır. Çünkü üstüne düşünmemiştir, hatta belki ne istediğini hiç düşünmemiştir, çünkü bunu düşünmesi hiç gerekmemiştir.


Kısacası bir erkek ne istediğini sorduğunuzda duraksamadan bir cevap verebilir. Bu kolaydır. Ama bunun gerçek bir seçim teşkil etmesi neredeyse imkansızdır.


Ve unutmayın istisnalar hiçbir zaman kaideyi bozmaz. Bu dahil.






*Pek çok şey, bir konu belirtin ve anlatmaya başlasın…
Umarız yeterince zamanınız vardır.