video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.04.2012

Enfes: Vera / Yarın akşam Ghetto'da!

Hamili albüm yakinimdir...

... ama torpilden yazmıyorum. Yine de o şapşal heyecan yüreğimde değil diyemem. Hiç karizmatik değilim bu konuda, senelerce yanı başımızda dinledik, hep beğendik, hem arkadaş hem de albüm basılmadan önce de müdavimleriydik. 

Şimdiyse nihayet işi resmiyete döktüler, biz de gittik aldık nikahımıza.

Yarınsa düğünümüz var Ghetto'da, herkesi bekleriz!

Albüm yorumunu kendisi gibi ucu havada bırakmayı tercih ediyorum, ama özetini de sakınmayayım.

Çok iyi olmuş, çok da iyi güzel olmuş, son şarkı favorim değil ama 3 favorim sırasıyla İnan Bana, Dünya ve çıkış parçaları Karanlık Dokunmasın.

Ben İnan Bana klibi paylaşmayı tercih ederdim, eğer olsaydı. Ama Karanlık Dokunmasın'la da bu güzel davet nihayete erdirilebilir.

Yarın görüşelim, çünkü her şeyden önce herkes orada olacak, belki tanışabiliriz bile ;)


23.03.2012

Mola! 5 Kişiye 1 Gitar!

Türk karasularında talihsiz bir ismin harika bir parçası...

Ayıptır söylemesi, geçen Amsterdam'dayız, Şuşu bir ara alfabe şarkısından ne biçim şarkı yapmış diye söyleniyordu bir adam hakkında. Benim Kimbra aracılığıyla bulup dinlediğim fakat aslında hiç fark etmediğim Gotye'nin Somebody That I Used To Know isimli parçasıydı bahsettiği. (Bu 'parça' kelimesi çok garip, bazen cuk diye oturuyor da bazen bir garip kıroluk veriyor...???)

Bu parçanın karşıma olmadık yerleden çıkması ve olmadık noktalarda muhabbetime gelmesi pek sıklaştı diyordum ki dün akşam - thank to cotosun - bir de cover silsilesiyle hayatımı şenlendirdi.

Şu güzide Cuma gününüzü önce hayranlıkla sonra kahkahayla şenlendirmesi için STIUK, (evet uzun yazmaya üşendim, ne var?!) cover'ı ve sonra da onun cover'ı...
(Bir de bir tavşanın suyunun suyu hikayesi vardır ama şu an mevzuyla ilgisi yok...Neyse...)

-Dı Oricinıl-


-İts Kavır-


-Faynıli İts Parodi-


27.02.2012

Bişiler... Burak Ekinil - Balık

Balık gibi albüm. Dalgın, akıcı, harika değil tadında...


İnsan zihni eşleştirerek ve etiketleyerek çalıştığından insanın aklından Nil'in erkeği demek geçmiyor değil. Ama Nil değil.

İnsan zihni eseri sanatçının geçmişine dayandırmaktan kendini alamadığından, reklam müziği gibi albüm demek geliyor insanın içinden. Ama reklam müziği değil.

Yine de sevdiğiniz taraflarından alırsanız beklenmedik sözler ve beklenmedik müziklerle iyi olduğu kadar tatlı denecek kadar hafif olmuş.

Yani harika değil ama kararında.

Çünkü abartmaya gerek yok. Çünkü daha fazla ellemeye lüzum yok, iyi böyle. Alırsın, dinler gidersin.

Şimdi ben buraya Hulusi Kentmen'i koyuyorum, çok da sevdim durup durup dinliyorum ama çok sevgili Ekinil bilmeden bana şarkı yapmış ve fakat yutupa koymamış. Şimdi buna bir bakın, bulursanız da Oburu dinleyip beni hatırlayın...



15.02.2012

Adam Olan Şişiyor Arkadaş!

Adaletin kalemini değil ama kitabını ben kıracam!

Kimseyi takdir etmeye gelmiyor. Takdir edilen gelişeceğine serdikçe seriyor arkadaş. Üstelik takdir edildiğini bilmese bile. İçine mi doğuyordur nedir.

Hatta hırsımı almak için her orta yaşa öykünen Türk evladı gibi büyük konuşayım dur.
Bu memleket adam olmuyorsa yaratıcı olmadığı için değil, programlı olmadığı için olamıyor.

Mis gibi fikri yakalımışın, genç yaşta işini oturtmuşun, iyi güzel.
Ama hiç başka bir kurum kültüründen geçmemişin, kitaplardan başka oturmuş sistem nasıl olur görmemişin. Patronlarla arkadaşsın ama kurum deneyimi öyle aktarılmıyor ki!

O zaman da olmuyor işte. Elinde mis gibi ne kaynaklar fırsatlar varken, ilerleyebilecekken, bu sabırsızlık, bu ego, bu şişkin körlük takım elbise giymiş çarıklı gibi olduğun yerde saydırıyor.

Benim de içimden saydırıyor ayrıca!

Seviyorum da kerataları ama, kızıyorum da bazen!

İçim şişti yahu!

AHA BU DA BÖYLESİNİN CÜMLEALEMİNE GİTSİN!

14.02.2012

Mola! Günaydın AQ

Eğer sakinleştirecekse bunu da yapıciim...

Bazen olmuyor. Bazen sebebi de olmuyor. Alıp kafayı ona buna gömesin geliyor.

Üstelik de nemrutluktan daha çok hoşsohbetliğin bellendiyse bir de açıklama zorunluluğu var ki al o kafayı bi daha bi daha göm karşındakinin ağzına.

Mecbur muyum kardeşim her kelebekle güne güzel başlamaya. ZORUNDA MIYIM?!

Belli ki bezginlik var üzerimde, belli ki konuşasım yok, belli ki çalışasım da yok ama dağ gibi iş var, köklüyoruz.

Muhabbeti seviyorum ama istediğim zaman. Muhabbet edesim olsa, seninle konuşuyor olurdum. Peki şu an konuşuyor gibi görünüyor muyum?

Te Allaaam ya!

Daha sakin bi sabah için dinleyelim...








* Bi de bunu üstüne alınacak tayfayla uğraşmak var. Halbuki olayın kişiyle bir ilgisi yok. Al işte yine açıklamaya başladık, hay sosyal yaşamın diyaloglarına ben!?*/%+/^+'

Al bu da onlara gelsin!


6.02.2012

Başlarken...Pazartesi

Bu da ilacı...

Bir pazartesi başlangıcı için ideal parça mı bilmiyorum - yukarıdaki kesinlikle öyle de... - ama siz de benim gibi yapıp melodiye dalıp sözleri kaçırabilirsiniz belki. Ben sözleri de kenarından tutmuyor değilim kimi zaman...

Şarkının sözlerini değil ama ismini ithaf etmediğim yanı kalmadı hayatımın. Bu lafım her şeye gelsin, işlerime, fikirlerime, hislerime, velhasıl cümlealem hallerime...



8.12.2011

Mola! Yola Davet Gibi Şarkı...

Ya zamanı veya değil, kalkın güneye iniyoruz!

Duyduğum şarkıların hikayelerini aklımdan yazdığım gibi, duyduğum seslerin sahibini de kafamdan çiziyormuşum. Amy MacDonald'ın yüzüyle karşı karşıya gelmem günümü bambaşka kıldı...

Bu kız uzun boylu, esmer, dalgalı saçlı, hafif dolgun dudaklı değil miydi yaw? :S Muhteşem yüzyılın İspanyol prensesi gibi hani... galiba prenses de uzun değildi yahu... Aha da şöyle bişey:



Ay ne bileyim karışık işler! Biz şarkıya dönelim...

Öyle ya da böyle bu şarkı beni yola koyulmaya itiyor, yollara vurmaya davetiye çıkarıyor. Buyrun...

7.12.2011

Geçen Pazarın Şiiri - 21


sabah olmadı daha
sabaha çok var daha
ve söyleyeceklerimi
ağlıyorum doya doya
yoksun çünkü
içimdeki tek varlığın
yokluk çünkü
sevgiydi beklediğim
şefkatti ve suskun
bir sükunette beklettiğim
düş gibiydin
düşüverdin yüreğime
alnıma damlayan
bir yudum yağmur gibi
serindin
sereserpeydin
bir serpeydin cömertçe
ellerini tenime
ah ki o zaman bulurdu belki
derin bir uyku gibi
gözlerim
tek geceliğine bile olsa
bir tadımlık huzuru

2.12.2011

NEŞELİ CUMALAAAARRRR!


HAYDİ HEP BİRLİKTE!


28.11.2011

Ve Ruh Kışa Teslim Olur...


Bazen oluyor öyle.

Bir sabah uyanıyorum, her şey çok güzel, o kadar ki duygulanmaktan gözyaşlarına boğulacağım. Havada uçuyor gibi yürüyorum ve aslında hiçbir sebebi olmuyor. Aslında dünkü gibi yolunda her şey. Yani yolunda ama yeni birşey yok. yeni olan tek şey belki son an farkındalığının getirdiği heyecan.

Sonra bir sabah uyanıyorum, her şey yolunda ama ben o yolda değilim. Çıkmışım raydan ayrı bir yere doğru sürükleniyorum havada. Oluruna bıraksam her şey gözden kaybolacak. Bırakmasam... halim de yok hevesim de...

Bunda havanın hiçbir payı yok artık çok açık. Dünyanın en güzel sabahlarından birine çıktım bugün ve kıymetini bilecek ruhum yorgun ve hüzün doluydu.

Hayata olan aşkım dengesiz vesselam. Ama şanslıyım ki bazen ben ona tutunuyorken, bıraktığımda da o beni tutuyor.

Bugün bu düşünce bile tüm güzelliğine rağmen bana hüzün veriyor...

* Fotoğraf: Bernard Safran






KALK KALK KALK, UYAN!

HAYDİ ENERJİ ENERJİ ENERJİ!



24.11.2011

3 Dakika Mola!

Sade, Şık, İçten, Enerji Dolu...

Bu akşamüstü rehavetinde kendimizi toplayabilmek için birebir



3.10.2011

Paris Tefrikaları - 5

Paris'te Gece Görüşü


Guinness rekorlar kitabına girmeye aday şehir turumuzun ardından J'etem'ciğim bizi Paris'te bir Cuma gecesine davet etti...

Paris'te İkinci Gün - Akşam

Dünyanın en iyi arkadaşı olarak benim seçtiğim caz barı kontrole gitmiş ve son derece turistik ve vasat bir yer olduğunu keşfettikten sonra planı yedeklemişti. Bizse henüz tüm bu bilinçten habersiz kendimizi bir kez daha McDonalds'a attık. (Evet evet biliyorum, istediğiniz kadar kınayın, bizim de kendimize göre sebeplerimiz vardı... İleride siz gurmeleri de memnun edecek bölümler olacak ;) )

Aşırı kalabalık ve bittabi ağırkanlı McDonalds sırasından menülerimizi kurtarabildiğimiz anda kendimize bir köşe bulma savaşı başladı. Bistroların cennetinde McDonalds bu kadar kalabalıksa bir bildikleri vardır dedik :P

Yüzümüzdeki endişenin sebebini bir bilseniz!

Şaka bir yana tam hamburgerlerimize gömülmüştük ki Ezgi'ciğim dönüş biletinin adreslediği St. Etienne'e nereden servis olduğunu sordu. Bunun üzerine dehşete düşen J'etem bizi o korkunç gerçekle yüzleştirdi. Şoku atlatmaya başladığımız noktaya kadar St. Etienne Havalimanı'nın Lyon'da olduğunu ispat etmek için anlamsız bir enerji sarf etmesi de cabası... Maalesef hala muallakta kalan teknik hata sonucu Ezgi dönüşünü Paris yerine Lyon'dan almıştı. Her ne kadar akşamımız minimum derecede terörize olmuşsa da atlatması zor bir geceydi diyelim...
Neyse ki kendimizi toparlayıp bir çözümün arayarak bizim vasat bardan sevilen bir bistroya doğru yola koyulduk.


İyi ki bu esnada Centre George Pompidou'nun yanından geçmişiz, zira bir daha fırsatımız olmayacaktı. (Kimseyi kızdırmak istemem ama J'etem mimari harika dese de benim kanım pek ısınmadı. Ama değeri duvarından ziyade içiyle ölçülür pek tabii, bir dahaki sefer listemize aldık tabii...) Yürümeyi severim ama bir an yol bitmeyecek sandım. Ile de la Cité'nin bir yanından öbür yanına vurup Centre Pompidou'yu da geride bıraktıktan kısa bir süre sonra bistromuzu bulduk.

 
Her derdin devası belli...ve ben tatlı şarap severim ne var!

Büyücek bir masada oturan iki kişinin yanına beş kişilik bir ekip olarak konuşlandık. Pek tabii amacımız sonra bu kişileri def etmekti ama oldukça dişli çıktılar. Bir müddet dikkatimizi yemek üstüne utandaman sipariş edeceğimiz atıştırmalıklara verdik. Ama en nihayetinde aramıza başka arkadaşların da katılacağı netleştiğinde bu savaşa bir son vermek zorundaydık. Kim kazandı dersiniz?

Tabii ki biz! Ki daha Ivan gelmemiş, siz düşünün...

Mebzul miktarda şarap, atıştırmalık ve muhabbet sonrasında, kadro da tamamlanınca sıra Duc des Lombards'a gelmişti. Yerlerimizden doğrulduk ve yola koyulduk.

Ve işte Ivan da gelmişşşş... 

İçeri buyur edildiğimizde alt kat tıklım tıkıştı. Üst kata yönlendirildik. Üst kat da tam aksine Bizi beklermişcesine bomboştu. Balkon kenarına sahne tepesine bir güzel yayıldık. Beyler biraya devam ederken Ezgi'yle bende hal kalmamıştı. Soda ve su en yakın arkadaşlarımızdı seçenekler arasında. (Galiba Ezgi kola içmişti, amaan geçmiş zaman ne önemi var!) Müzik bir yana piyanoyu çalan arkadaşımız hayli ilgimi cezbetti ama o kısımlara girmeyelim - zira davulcunun hatrı kalır ;)

Bu fotoğraf uzun süre masaüstümdü işte...

Düz adam yorumlarımı kendime saklayıp geceye devam edersek... çok da başka bir şey yok. Jam session yıkmasa da dinleniyordu. Bizim keyfimiz yerindeydi. Dönüş otobüsümüzdeki manyak siyahi arkadaşlarla rastlaşmamız ve bize sarmalarını saymazsak, iyiydi iyi.

Orada olanlara kulak kabartmaya meraklı gençler için bir dünya kafamla aldığım iki parça kayıt, sizin için geliyor...

Varan - 1


Varan - 2




Her şey bir yana, Frankestein ailesinin Fransa'ya iltica etmiş Türk hali gibi değil miyiz?




9.09.2011

Mola! Not There Yet



İstedim ki halimi bir de böyle anlatayım...

Dinleyiniz:

Luisa Sorbal - Not There Yet