2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.04.2013

18.10.2012

Countdown for Esperanza - 2



And this is for the ones who had to take so many unnecessary conversations. 
I hope for us a peaceful and silent state of mind for a while. 
Till we get back our sanity for instance... 
or maybe loose it for someone who deserves at least....





22.06.2012

Mola! Joyful Joyful




İmanı müzikten getiren kafa bizden değildir diyorlar ama biz seviyoruz... Şunu da izleyemeden kalkmış ya West End'den, ona yanarım...


27.09.2011

Paris Tefrikaları - 2

PARİS'TE İLK GECE

Hostelimizin yeri gayet tatlıydı. Gare de Lyon'un hemen arkasına konuşlanmıştı. (Buradan bu hosteli bize sunan Jelibon'a teşekkürlerimizi sunuyoruz bir kez daha) Her ne kadar klasik hostelci ayağıyla karşı karşıya kalsak da - 3 kişilik odada rezervasyon yaptırmamıza rağmen bizi 4 kişilik odaya aynı fiyata geçirmeye çalışmak gibi... - görece sorunsuz hallederek odamıza çıktık. Odamız güneş alan, içinde lavabosu, minik de olsa bir dolabı olan şirincik bir odadaydı. Girişte yaşadığımız olay kadar şenlikli bir başka durum ise yalnızca çarşaf vermeleri ve bir yastık kılıfını hor görmeleriydi. Ancak tek kişilik yatak için 6 kişilik çarşaf verdiğinden biz yastığı da onla kapladık. Hatta çok sevgili yol arkadaşım abartıp yorgan kılıfı niyetine dahi katladı. Benim o kadar becerikli olmadığımı söylememe bilmem gerek var mı?




 Yeterince yerleştikten sonra yürüyüş için kendimizi sokağa attık. Gare de Lyon'dan Bastille'e çıktık önce. Renkli bir meydanı, renkli ara sokakları olan, ortalama bir yer diyelim. İlk akşamın keyfi olmasa yediğimiz sandviçin kötülüğü unutulmazdı ama break dans yapan güzide arkadaşlarımızı izlerken düşünmeden indirdik mideye açıkçası.


İşte Övropa farkı, punk'ı bile sağlıklı, sebze seçiyor!

 
Bastille'den Marais'ye doğru yürümeye devam ettik. Mayıs sonu gitmemize rağmen Paris'in daha kuzeyde olduğunu unutan biz yalnızca yazlık kıyafetler getirmiştik ve akşama doğru ilerledikçe hava serinliyordu. Olmadık bir davet için yanımda bulundurduğum ceketi paşa paşa omuzlayıp öyle devam ettim yola. Ben yine şanslıymışım, bir gün evvel seller götürmüş meğerse Paris'i. Ha bendeki akıl mı, o da ayrı konu. Gelgelelim hava durumu takibinde her daim kötü olmuşumdur.


Ville De Lumiére (aksan yanlış yana bakıyoru sanırım :S) olarak anılan Paris'in bu namı lüks ve modanın merkezi olmasına bağlanıyor. Işık Şehri yahut Işığın Şehri olarak da çevrilebilecek bu deyiş, yüksek mertebelerce nasıl kabul edilir hala emin değilim. Benim için Işıklar Şehri ve sebebi de moda ya da lüks değil üzerimizde uzanan gökyüzünün ta kendisiydi. Beş gün boyunca pek çok güzel şey gördüm ama hiçbirisi gökyüzünün çehre değiştirdikçe güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemesinin etkisini alt edemedi. Bu durum ilk işte bu yürüyüşte çarptı bizi.


Normal şartlar altında alışverişten nefret ederim. Bu abartı bir şov cümlesi değil, hakikaten nefret ederim. Bunun o kadar çok ve acı sebebi var ki, ayrı bir yazı konusu çıkar. Ancak alışverişin teması kıyafetlerden aksesuar ve kitaba geçerse, o zaman işler değişir. Bir canavara dönüşebilirim. Bu yüzden Rue Saint Antoine'dan Rue de Rivoli'ye doğru yürüyüşümüzü sürdürürken yolda türlü çeşit ama o esnada kapanmış mağazalarla karşılaşmak bizi hüzünlendirdi. Yine de açık çıfıt çarşısı gibi bir dükkanda aradığım kolyeyi buldum ve tabii ki affetmedim aldım. Yine de bu yolda görüp bayıldığım o mavi kitabevinin kapalı olmasının yarattığı hüznü silemedi.



Bu güzel yürüşte iştahımızı kabartan pek çok kafeyle karşılaştık ama Londra'da beni bulan hüzünlü gerçek burada da ağına düşürdü. Buralarda insanların yağmurla alıp veremediği ne? Bir sürü güzel, miniş kafeler iştahımızı açtı yol boyunca. Ama o kadar dolanıp aradığımız kafelerin hepsi kapalıydı, buna cartoville talihsizliği de diyebiliriz belki. Oradan seçip aramıştık. Ama en nihayetinde bir köşe bistroda hikayemiz yine mutlu sona kavuştu.


Ve kimi zaman o kadar leştik ki, bu türk komedi anlayışını yansıtan fotoğrafı çekmeden edemedik.


Peki bu fotoğrafı tanıyan var mı? ;)

26.09.2011

Sevdiğimiz Buluşlar - 2/Mola!

Oy annesi!

Dönem dönem olmadık şeyler gösteren arkadaşlarınız var mı? Bin şükür bende de var. Geçen hafta en olmadık yoğunlukta b'iri' bunu bulup gösterdi bana, siz de bir 3 dakikalık molada eğlenmek isterseniz buyrun deneyin efem.

Sitede boş bir kare karşılıyor sizi ve içine bir çöp adam çizmeniz isteniyor, sonra...
Sonrasına Geppetto sendromu desek olur mu? Bakalım canlanan çöp adamınız size neler diyecek, nasıl bir serüvene sokacak?

Bana sorarsanız 3 kere denedim; 3 çöp adamım da evladım gibi, birbirinden ayıramıyorum. Ayırt edilen tek şey bu konuda akıl almaz derecede kabiliyetsiz olduğum. (Birini iyukarıda sizi karşılarken gördünüz nitekim) 

Benim gibi kabiliyetsizliğinizi kabullenmek yerine bi yolunu bulsam yaparım diyenlerdenseniz, sizi de düşündük, bu maceraya yeterince sıkı hazırlanmak isteyenlere:




9.07.2011

Geçen Pazar'ın Şiiri - 2


Son günlerde yaza ve özgürlüğe açılan bir kapı gözlerin
Yalnızca onlar kırabilecek boynumdaki zincirleri
Bir aydınlık sızıyor yüreğime geçtiğin yerlerden
Hayırsever bir dul gibi dudaklarıma su serpiyor sesin
Ne bir kıyım ruhumda
Ne kavga gürültü
Sessiz sakin sürüyorsun içimde
Belki ince bir sızı ara sıra
Gözlerim seni arayıp da bulamayınca
Sessiz ve derinden iliklerime işlendi ismin
Rüyalarımdan eksik olmuyor yüzün
Şansıma seni düşlerken üzerime doğuyor gün
Ve böylece varlığınla yokluğun arasında bir yerde
Mutlu mesut sürüyor 
Bu bir garip hoşluk hali bende