29.12.2011

Bir Bohça Joy Division



Şarkıları kendime göre sınıflara ayırsam aklımı başımdan alan şarkılarla başlardım. Ama mevzubahis Joy Division parçasının bu listeyle ilgisi yok. O en karanlık listeye ait. Kalbimi parçalara ayıran şarkılara.

Ne zaman duysam her şyi bırakıp aklım bu parçaya kaçar, içim parça parça olurdu. Ta ki bugün başka  uyarlamalarına rastlayana dek. Artık bambaşka bir eğlenceye de katık oldu kendisi. Çok uyarlaması olan nice şarkılar var ama bugün ben sizin için bu parçayı derledim. Buyrun!

*Ama yine de o nakaratı ne zaman duysam kalbim yırtılıyor...




En Tatlısı


En Ağırkanlısı


En 'Brit'i



En Sinir Bozucu Görüntü


En Kötü Komiği



En Garibi:S


Son olarak paslanan kulaklarınızı temizlemeniz için:

THE ORIGINAL



Geçen Pazarın Şiiri - 23


derin bir hüzün
ve derin bir sükut
   daimi sakini
bu gözlerin.
   bulutlar, kuşlar ve çatılar
ve dudaklarının
   engin sessizliği,
şimdi bir gezginin
   rüyasındalar.
çabalar, çırpınışlar,
derinden derine kayboluşlar,
sonra senin nefesinde
 kendini buluşlar...
  aşina fotoğraflar...
  heyhat! akıp gitmede
   hayat
   ve cihana inat
   yüzümdeki çizgide
   binbir kanat çırpışlar...
   martıların haykırışları...
  ve yine yeni bir cesedi
  kıyıya vuruyor dalgalar.
 hoşgeldinin bir başka deyişi:
Hoşçakallar.

Sevdiğimiz Buluşlar - 6



Beylere icat çok, hanımlara da 'joystick' yapın bari!

Töbe töbe bu mübarek Noel'de.....

28.12.2011

An İtibariyle Konsantre Olmaya İhtiyaç Duyanlara!


Tam bu saaatler çalışmak için en verimli hissettiğim ve başlamakta zorluk çektiğim anlar. Bana ortak olanlarla iyi bir başlangıç şarkısı paylaşayım o zaman. Gönlümden koptu, buyrun!

27.12.2011

Birden Sakinlemeye İhtiyaç Duyanlara Mola!


Tam işe dalacaktım... Sonra bi sakinledim. Dinlemesi yetiyor.

23.12.2011

Bohçadan: Dilimin Ucundaki Şarkılar

Bi hatırlasam neler sölicem!

Şöyle bir şarkı ailesi vardır:

  • Duyduğunuzda tanırsınız, hatırlamak istediğinizde birini çağırırken öbürünün dilinizin ucuna geldiğini fark edersiniz.
  • En bilinen yanları akla takılan o tatlı tuzaklı melodileridir.
  • İçinde biraz doğa biraz da yalnızlık muhakkak vardır ve çoğu devşirmedir.
  • Yabancı müzikten güzide dilimize çokluk Fikret Şeneş ve Fecri Ebcioğlu tarafından kazandırılmıştır. 
Tanıdınız mı? :)

Gelin görün ki o canım sözleri ben oldum bittim hatırlayamam ve ezik gibi müziğini 'hıh'larım kendi kendime... Ki kulak hafızam da şarkı sözü hafızam kadar kötüdür.

Ama siz şanslısınız. Çünkü 'hıh'lamalarım yerine orijinallerini hazırladım size!

İşte benim dilmin ucundaki şarkıların ilk beşi böyle. Ya sizinkiler?


1) Söyle Buldun Mu - Ayten Alpman


2) Son Yolcu - Ajda Pekkan


3) Asla - Sertab Erener



4) Ben Böyleyim - Ayten Alpman

5) Yalancı Bahar - Aşkın Nur Yengi*
* Dedim ki bir tanede ben dünyadayken meşhur olmuş bir şarkı olsun, bohçamın tozu az biraz dağılsın...






22.12.2011

Mola! It's Like That



O tek tokayla tutturulmuş yekpare kumaştan elbise var ya... ONDAN İSTİYORUM! Öyle ya da böyle...

Resimden birşey anlamadım doya doya bakayım diyenlere:

Geçen Pazarın Şiiri - 22,5


Geçmiş yıllardan ıslak bir nefes
Değer değer geçer hicran yaralarıma
Kapandı dediğim defter sayfaları
Çığlıklar saplıyor yeniden yalnız ruhlara

Sessizlik, hazın ıssızlığı sözlerin...
Sensizlik, sonsuzluğa akar gözlerim...
Ve tensizlik, çıplaklığı ürkek sevgilerin...




15.12.2011

Hepimizin Sonu Aşktan

Jason Mraz'ım gelmiş...

14.12.2011

'Öğleyin Ne Yicez' Diyenlere


Alın iştahınız kapansın! Bir mevzu her gün otuz saat konuşulur mu ya!

Geçen Pazarın Şiiri - 22


Yokken var gibisin
Bir ürpertiyle omuzlarımda
Öpüşlerin.
Varken de sanki henüz
Kapıdan çıkıp gitmişsin.
Kokun, balkondan sızan
Bahar rüzgarı
Radyoda neden bilmem
Macarca bir şarkı...
Perdeleri kaldırdım.
Daha çok ışık girerse,
İçindeki ben ve
Bendeki sen
Daha çok ve çabuk
Yeşerir belki diye.

13.12.2011

Herkesin Kulağında Bu mu Çınlıyor?



Zihnimin tozlu bohçasında durmaksınız çınlayan çağrıya teslim olmak üzereyim.

Bu bir tek bana mı oluyor yoksa bu teslimiyet sizi de zorluyor mu?



Geliyor!

Hissediyor musunuz?


Yeni yıl yaklaştığı için değil.
Bir dönemi daha kapttığım için de değil...
Sadece zamanı geliyor, yeni bir ...... bir şeylerin diyelim ;)

Ama gelenin ruhuna dair bir ipucu ve mola için:




Doyamadınız mı? Bu da ZNS seçimi olsun:

12.12.2011

Sevdiğimiz Buluşlar - 5

Hemi de 1 YeTaLe

Memleketimin icatlarını seviyorum. Moda'da bir tekelcikte kuzu gibi yatan, bir zamanlar ne manasız heyecanlara sebep olan bu güzide buluş 1 TL karşılığında size şansınızı deneme fırsatı sunuyor. Sürprizlerse birbirinden şahane! Red Bull, Falım ve şu an okuyamadığımız niceleri... Bu güzide eser şu an emekliye ayrılmış olup tezgah üstünde sehpa niyeitne kullanılmaktadır. 

Hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlere tarif: Moda Migrosa sırtını ver, karşındaki tekele gir.

Şimdi!...

Ben bu noktaya yine nasıl geldim be güzel kardeşim!

Hepimizin defalarca yeniden yaptığı gibi şimdi ağır ağır kalkıp, yeniden toplanıyoruz. Benim de daha önceden yeniden ve yeniden yaptığım gibi...

Bir kez daha yola vuruyoruz.

Eğer yola sizin de benim gibi biraz daha vaktiniz varsa ve - olmaz a - benim kadar kendinizden sıkıldınız, üzüldünüz ve yoruldunuzsa, bu parçayı açıp, kendinizi de karşınıza alıp, geri geri koşmaya başlayabilirsiniz...


Déjà vu


O kadar geride bıraktığım bir klişeye uyandım ki bu sabah, en doğru başlangıç buydu...

Günaydın.

8.12.2011

Mola! Yola Davet Gibi Şarkı...

Ya zamanı veya değil, kalkın güneye iniyoruz!

Duyduğum şarkıların hikayelerini aklımdan yazdığım gibi, duyduğum seslerin sahibini de kafamdan çiziyormuşum. Amy MacDonald'ın yüzüyle karşı karşıya gelmem günümü bambaşka kıldı...

Bu kız uzun boylu, esmer, dalgalı saçlı, hafif dolgun dudaklı değil miydi yaw? :S Muhteşem yüzyılın İspanyol prensesi gibi hani... galiba prenses de uzun değildi yahu... Aha da şöyle bişey:



Ay ne bileyim karışık işler! Biz şarkıya dönelim...

Öyle ya da böyle bu şarkı beni yola koyulmaya itiyor, yollara vurmaya davetiye çıkarıyor. Buyrun...

Güne Başlamadan...Mola!

Enerji lazım enerji!

Hava soğuk, aklım dağınık, işim çok, hepsi de küçük küçük.
Güne başlamadan tatlı bir mola...

* Şarkı seçimleri için bir ara not: bilirsiniz ben şarkı sözü duyamam, tatlı diyorsam ve acı bir hikaye anlatıyorsa şaşırmayın... Ben duyduğumla etiketleyenlerdenim... ;)

7.12.2011

Agreements...

Haberler yeni değil.
Manşetler yüzlerce oyunu duyuruyor.
Ve bunda yeni hiçbir şey yok.
Ve bunda hiçbirimizin rızası yok.
Ve maalesef bunda her şeye rağmen hepimizin payı var.
An be an sürüyor oyun...


(İZLEME DİNLE)

Geçen Pazarın Şiiri - 21


sabah olmadı daha
sabaha çok var daha
ve söyleyeceklerimi
ağlıyorum doya doya
yoksun çünkü
içimdeki tek varlığın
yokluk çünkü
sevgiydi beklediğim
şefkatti ve suskun
bir sükunette beklettiğim
düş gibiydin
düşüverdin yüreğime
alnıma damlayan
bir yudum yağmur gibi
serindin
sereserpeydin
bir serpeydin cömertçe
ellerini tenime
ah ki o zaman bulurdu belki
derin bir uyku gibi
gözlerim
tek geceliğine bile olsa
bir tadımlık huzuru

5.12.2011

Bir Pazartesi Neşesi

Acaba Eddie bu notu yazan mıydı,
çamaşır makinesine bakan mıydı
yoksa vidaları sıkan mıydı?
Hala merak ederim...


2007 yazının kulakları çınlasın. New Jersey'de Work and Travel eylerken, gittiğimiz çamaşırhanedeki panoda bu notu gördüğümüz günü hiç unutmam. Çamaşırhanedeki Hispanic teyzenin bizimle ısrarla İspanyolca konuşmasını da... İngilizce sorarsın İspanyolca cevap verir. Anlamıyorum dersen baştan İspanyolca anlatır. Israrın dil eğitimine olan etkisini incelettiren teyzeye bir de şarkı gönderelim...

Cümleten hayırlı pazartesiler!


2.12.2011

Başka Başka ... Kadınlar Ne İster*

Burasıyla birlikte kimi zaman başka bloglara da konuk oluyorum. Avaz Avaz'ı biliyorsunuz ve eğer benim bloğuma yolunuz düşüyorsa onu bana gelene kadar haydi haydi takip ediyorsunuz demektir. Şimdi bir de gayet.net ailesine misafir oluyorum. Oradaki yazılarımı görmemiş olanlar için şimdi bir de buradan anlatıyorum...

* Bu yazı magazin.ekolay.gayet.net için yazılmış ve
ilk kez  ilk kez 5 Ekim 2011 tarihinde yayınlanmıştır.

KADINLAR NE İSTER?*


... Kısacası bir kadın imkansızı isteyebilir. Bu zordur. Ama çoğu zaman ne istediğini bilir...


Bir kadına ne istediğini sorduğunuzda, cevap vermesi uzun ve sessiz bir zaman alabilir. Çünkü ne istediğini bilmez…. Mi acaba? Gelin karar sürecine bir göz atalım. Diyelim ki bir çiftimiz var. Gülin’le Orkun.


Orkun Gülin’e sorar: Hayatım, ne istiyorsun?


Eğer ne hakkında ne istediğini sorduğunuzu bilmiyorsa, Gülin kendini önce tehdit altında hisseder. Çünkü varmak istediğiniz bir yer olduğunu düşünüp bunu tahmin etmeye çalışır. Bir oyun varsa, doğasında oyun kurmak olan Gülin, bu oyuna kolay kolay düşmeyeceğini göstermek ister. Cevapları çarpıtır yahut hesaplar ve bir Çin daması düzenine oturtur. Bunlara hali yoksa cevap vermez yahut bir şey istemediğini söyler.

Eğer konu belliyse, Gülin yine duraklar. Çünkü aklına 3 ayrı alternatif, bunların doğuracağı sonuçlar ve göreceli olarak değip değmeyeceğine dair hisleri düşer. İçlerinden bir seçim yapar.



Tam bu seçimi belirtecek ve cevap verecekken Gülin bir kez daha duraklar. Çünkü neyi seçtiğini Orkun’a söylediğinde, Orkun’dan gelecek olası karşılıklar gelir aklına. Alacağı bu olası tepkilerin onda uyandıracağı duyguları tartar. Birinde karar kılar. Bu defa alacağına inandığı tepkiye vereceği karşılıkları düşünür. Kendini doğru ifade edebilmek için birinde karar kılar ve söyler.

Orkun’sa bu değerlendirme sürecini Gülin’in ne istediğini bulmaya çalışarak geçirdiğini düşünür. Çünkü kendisine bu sorulduğunda sonucunu düşünmeden herhangi bir cevap verecektir. Çünkü söylediği şeylerin olası tüm alt metinlerini onun için düşünecek ve en uygununu seçecek olan – buna da gönüllü olan – Gülin’le konuşmaktadır.


Bunca yıl tüm şairler, feylozoflar, özlü söz sahipleri yanıldı mı yani? Aslında kadınlar ne istediğini biliyordu ve şu ana kadar bu hiç ortaya çıkmadı, öyle mi?

Bir bakıma diyelim.


Kadınlar ne istediğini bilir. Durumu karmaşık kılan başka.


Çünkü bir kadın çok şey isteyebilir, her konuda bir şey isteyebilir, bunları aynı anda isteyebilir, bir şey isterken yalnızca onu değil, onu verende yaratacağı duygulara varana kadar o şeyin varoluş koşullarına dair istekte bulunabilir. Kısacası bir kadın imkansızı isteyebilir. Bu zordur. Ama çoğu zaman ne istediğini bilir.


Oysa erkekler bunun tam tersidir. Son derece basit istekleri vardır ve istekleri üzerine kadınlar kadar hatta belki çoğu zaman hiç düşünmezler. Bu yüzden de onlara ne istediğini sorduğunuzda kadınlardaki o uzun duraklamayı bulamazsınız. Ama bunun yerine bir cevap da alamazsınız. (‘Bilmem’, ’Fark etmez’, ‘Her şey uyar’, ‘N’olursa’, ‘Sen bilirsin’ vb bir cevap değildir.) Bu durumda ya onun yerine karar veriyor olursunuz – yani kadınlar kendi istediklerini bildikleri gibi erkeğin isteklerini de bilebilirler – ya da onu anlamak için soru sormaya başlarsınız. (Henüz soru soruyorsanız anladığımız kadarıyla bir ilişkinin henüz başındasınız, Allah kolaylık versin!)


Sordukça karşılaştığınız tablo tüm erkeklerin tutunduğu gerçeği sarsacak cinstendir. Çünkü bir cevap almayı hedefleyen sorular geldikçe Orkun bocalayacak, anlamsız bulacak – anlamamanın karizmatik yorumu -, geçiştirmeye çalışacaktır. Çünkü üstüne düşünmemiştir, hatta belki ne istediğini hiç düşünmemiştir, çünkü bunu düşünmesi hiç gerekmemiştir.


Kısacası bir erkek ne istediğini sorduğunuzda duraksamadan bir cevap verebilir. Bu kolaydır. Ama bunun gerçek bir seçim teşkil etmesi neredeyse imkansızdır.


Ve unutmayın istisnalar hiçbir zaman kaideyi bozmaz. Bu dahil.






*Pek çok şey, bir konu belirtin ve anlatmaya başlasın…
Umarız yeterince zamanınız vardır.





Gittik, gördük, sevdik: Flying Bach

Yılbaşında bunlardan istiyorum!

Efendim üzerinden geçmiş bir hafta. Tutup da etkinliği anlatamayacağım. Okuyacağınızı okudunuz, göreceğinizi gördünüz. Ha görmediyseniz, acımasız olmak istemem ama siz kaybettiniz.

Vallahi bu ekibe karşı çok objektif olabildiğimi söyleyemeyeceğim. İtiraf itiraftır. Ancak izlenimlerimi şöyle özetleyebilirim:


  • Bach'la breakdance çok da heyecan verici gelmemişti çünkü şişirme olacağını düşünüyordum.
    • Hiç de şişirme olmadığı gibi en beğendiğim yanı koreografisi oldu. Koreografiyi yapan Vartan Bassil'i ayakta alkışlıyorum hala! Süper süper süper!

  • Yapılan koreografi şişirme olsa da uygulama mükemmel olur diye düşünyordum, burada da yanılmışım.
    • Ritim kaçırmalar gözümden kaçmadı ama vücut hakimiyeti ve etkileyici figürler hepsini unutturdu. Turne halini de göz önünde bulundurarak not kırmıyorum çocuklar, bu kıyağımı unutmayın.
  • Organizasyon ve gösteri öncesi alanda vakit geçirme kısmı benim gibi sıkıntıyla kafayı bozmuş biri için gayet yeteriyle düşünülmüştü. Ayrıca canavar gibi ekibi de atlamayalım, şukusunu verelim.

  • Gösterinin sanat yönetmenliğini de üstlenen Christoph Hagel ve Sabina Chukurova'nın harika performanslarını da dile getirmeden geçmeyelim.
  • Bir tek klasik baleyi temsil eden abla tam olmamış. Onu da bir halledersek, süper olur. Ha ben ona ne kadar baktım derseniz... O da bana kalsın :)

NEŞELİ CUMALAAAARRRR!


HAYDİ HEP BİRLİKTE!


1.12.2011

Geçen Pazarın Şiiri - 20


Bir ağırlık ki sırtımda
Bin yıldır orada sanki.
Toprak sarısı bir taş
Alev alev dökülüyor omuzlarıma.
Bir acı ki sanki
Bin yıllık yalnızlık
Bir benim başıma çökmüş.
Sanki bana yazılmış,
Kanımda kader gibi.
Dönüşü yok geçen zamanın
ve yuttuklarının.
Ağız dolusu bir ah nidasıyla
Yarım bir oh.
Yüklendiklerini dizerken
Önüne bir bir,
Hayattan çaldıklarının sefasıyla,
Çalına çalına teninden
Ne denli eksildiğinin cefası.
Bunlar okunacak işte
Bir kitap misali
Rafa kalkar gibi
Uzandığında ismiyle müsemma
Musalla taşına.
İndirmişsin küfeni nefeslerinden,
Hiçliğini bindirmişsin
Yüzü aşina, gözü yaşlı omuzlara.
Ama neticede halletmişsin,
Kağıdına basıp parmağını
Şapkanı alıp başına
Küheylan gibi ufukta seyredip
Gitmişsin
Ve kalmanın dönenceli acısında
İnsanların gönüllerine
Son bir defa düşüvermişsin.

Enfes: Şirince-Efes


Düğün gezginliğim esnasında denk düştü ve Nesli'ciğimin sayesinde uzun yıllar sonra Şirince - Efes yapma şansım olmuştu. Keyfinin yanı sıra bizi kahkahalara ve hazza boğan rastlantılardan bir seçme yaptım, sizindir canlarım.

ÖNCE ŞİRİNCE:

Uğramadan Gelme




Küçük olduğuna bakmayın, turistik yer deyip geçmeyin. Bu minncaık dükkanda son yıllarda görmediğim kadar farklı ve güzel tasarım takıları bir arada gördüm. Fiyatlar ortadan fahişe kadar gidiyor ama her kese kendine bir yer bulabilir. Hiç olmadı gözünüz bayram eder.

Yemeden Gelme



Uzunca kıvrılan bir yolu takip ederken kaybolduk diye diye 3 kere ölüp ölüp dirildikten sonra birden kendinizi Şirince'nin meydanında bulacaksınız. Meydanda 100 yıllık bir konakta Artemis adıyla hizmet veren lokantaya oturduğunuzda enfes yemekler sizi bekliyor olacak. Biz saat itibariyle kahvaltıyı tercih ettik, hiç de pişman olmadık.

İçmeden Gelme


Her ne kadar önümüzde gördüğünüz kahvelerse de siz aldanmayın. Orası tadımın sonuna geldiğimiz yerdi. Pek çok yer sizi kolunuzdan tutacaktır ama siz dediğimden şaşmayın. Kıvırcık'ın Yeri şarap için tek adres! Gerçek kavurga lezzetini de tadım arasında kaçırmayın. Bizim gibi tadımın ucunu kaçırana kahve servisi de şahane. E ben de altında kalmadım, yengenin falına baktım o ayrı.

ŞİMDİ DE EFES:

Şirince turundan sonra ayağımıza üşenmedik Efes'e uzandık. Görmeyeli yeni bölümler eklenmiş Efes'e. (Muhtemel ki ekleneli çok olmuştur) Uzun ama keyifli bir turdu, hele o kafayla bayağı eğlendik diyelim. İki güzedi anı da fotoğraflarıyla paylaşmadan geçemeyeceğim.

Efes'in yolunu ararken bir tabela göreceksin, sakın şaşırma!


Çeviri dediğin yoruma açıktır, biz şukusunu verdik...

Kavram karmaşası fena birşeydir:

Dil bariyerine takılanlara: "Gerçek sahte saatler"

Bir Anda Oluyor İşte...

Hepimiz 9GAG'le kafayı yedik, ben de kendimi alamıyorum ne yapalım...

Ama çok eğlenceli, kabul edin ;)




Ve bu tepki henüz hiç vermemiş olmama rağmen bana çok uygun düşerdi!

28.11.2011

Ve Ruh Kışa Teslim Olur...


Bazen oluyor öyle.

Bir sabah uyanıyorum, her şey çok güzel, o kadar ki duygulanmaktan gözyaşlarına boğulacağım. Havada uçuyor gibi yürüyorum ve aslında hiçbir sebebi olmuyor. Aslında dünkü gibi yolunda her şey. Yani yolunda ama yeni birşey yok. yeni olan tek şey belki son an farkındalığının getirdiği heyecan.

Sonra bir sabah uyanıyorum, her şey yolunda ama ben o yolda değilim. Çıkmışım raydan ayrı bir yere doğru sürükleniyorum havada. Oluruna bıraksam her şey gözden kaybolacak. Bırakmasam... halim de yok hevesim de...

Bunda havanın hiçbir payı yok artık çok açık. Dünyanın en güzel sabahlarından birine çıktım bugün ve kıymetini bilecek ruhum yorgun ve hüzün doluydu.

Hayata olan aşkım dengesiz vesselam. Ama şanslıyım ki bazen ben ona tutunuyorken, bıraktığımda da o beni tutuyor.

Bugün bu düşünce bile tüm güzelliğine rağmen bana hüzün veriyor...

* Fotoğraf: Bernard Safran






KALK KALK KALK, UYAN!

HAYDİ ENERJİ ENERJİ ENERJİ!



25.11.2011

Tehdit Değil Uyarı

Pazartesi sabah ve Cuma öğleden sonra...


...işimi zorlaştırmak istemezsiniz.

O kadar düğüne böyle test...

5. düğünümden dönüşü beklerken, havaalanında test çözeyim dediydim. Son soru bu geldiydi...

Paris Tefrikaları - 7

PARİS'TE 3. GÜN / Tur Tamam Kafa Dinliyorum!


Paris'te 3. günümü genel turun ardından en çok görmek istediğim yerlere ayırmıştım. Museé Rodin bunların ilkiyse, Cafe des Flores ikincisiydi. Invalides'den Quartier Latin'e ilerlerken aklım Seine'e kaymadı değil, ama maalesef ki New York, Londra ve Prag'dan sonra tarih bir kez daha kendini tekrar edecek ve yine nehir turunu diğer görmek istediğim yerler uğruna es geçecektim.



O gün beni mahvettiyse Quariter Latin kaldırımlarındaki tezgahlar mahvetti! İnanır mısınız bu tezgahı es geçmeyi başarabildim! Ancak bir başka tezgahta dev pandispanya çöreği ve bütün bir clementine'in reçele dönüşmüş haline yenik düştüm...


Uzun bir yürüyüşün ardından Les Deux Magots ile Cafe Des Flores arasında kararsız kaldım. Sonuç Cafes Des Flores'dan yana olsa da aklım Les Deux Magots'da kalmadı değil.


Ezgi'yi ve dünyanın en kötü kadrajını
bir kez daha ayakta alkışlayalım, buyrun efendim!


Bu faslın sonunda artık pes eden Ezgi akşamki Oberkampf öncesi dinlenmek üzere hostele dönme kararı aldı. Ben de J'etem tarafından spontane bir st. martin gezisine çekildim.


Efenim rehberimden öğrendiğim kadarıyla bu kanal pek çok filme sahne olmuş, benim tek hatırlayabildiğim ise Amelié'nin balığını suya bıraktığı sahne oldu. Bilmem siz başka hangi filmleri çıkarırsınız. Hava güzel, gezmekten kafam güzel, değmeyin keyfime!



Çok sevgili J'etem yalnızca kanalı seveceğimi tahmin etmekle kalmamış, yiyeceğimiz kafeyi ve beni gezidreceği tasarım dükkanı da düşünmüş. Ve fakat dükkanın kapanış saatini düşünememişti. Tam kepenkler yarıdayken altından kaçmak suretiyle kendimizi içeri atmıştık ki tabii ki kapatmaya çalışan eleman engeliyle karşı karşıya kaldı. Anlamadığım iki cümlelik fransızca diyalogdan sonra adam bana fransızca birşey sordu ve J'etem "Sadece oui de!" diye beni aydınlattı. Sonradan öğrendim ki o tek kelimeyle aslında baktığım tek birşey olduğunu, sadece ona bakıp çıkacağımı ve çok zaman almayacağımı belirtmiş olmuşum :S


Chez Prune'de ikindi kahvesi

Kahve aşkımı da ihmal etmeyen rehberim beni bu küçük bistroya götürdü. Odaksız sohbetimizin ardından "Buranın kanal kıyısı keyfi meşhurdur" diyerek kahveden alkole geçiş için mini bir alışverişle kanal kenarına yerleştik ve Oberkampf saatimizin gelmesini bekledik, hem de hiç aylaklıktan kaçınmadan!


Önce zaman aheste akıyordu, sonra bir baktık ki neredeyse geç kalıyoruz! Zaman kavramım iyice kendinden geçti. Neyse ki toparlandık ve yola koyulduk. Oberkampf'a kalmadan arada bir yerde de Ezgi'yi bekledik aslında ama ne o yerin adını hatırlıyorum, ne de fotoğrafını çekmişim. Oysa ki çok renkli bir sokaktan geçmiştik...

Saat akşam yediyi bulunca aylaklık mesaisine devam
etmeleri için görevi ördeklere devrettik ve oradan ayrıldık...


Neyse ki grup sonunda toplandı ve gece start aldı. Ayaküstü birasıyla başlayan geceye İspanyol mutfağıyla devam ettik. Gecenin sürpriziyse J'etem'in ve Iwan'ın bizi tanıştırdıkları arkadaşının adeta Kıvanç Tatlıtuğ'un kuzeni olmasıydı. Ve evet bütün akşam çocuğun yanında bunun geyiğini yapacak kadar ahlak düşkünü olmakla birlikte en nihayet kendisini Kıvanç fenomeninin ne olduğuna dair aydınlattık!

Resimdeki Kıvanç'ı fark edebiliyor musunuz?

Şimdi buradan bakınca pek öyle değilmiş gibi geldi ama orada benziyordu yahu!

24.11.2011

Geçen Pazarın Şiiri - 19



Ufalıp ufalıp
Minicik kaldım
Sanki her an
Ayak altında kalıp
Dağılacağım
Hem her yerde gibiyim
Hem sanki az sonra
Sessiz sedasız yok olacağım
Etraf ne kadar kalabalık
Adım geliyor kulaklarıma
Herkes bana sesleniyor gibi
Ama işte ışıklı bir odada
Yapayalnızım
Bakıyorum uzun uzun
Sadece sessizlik ve kitaplarım
Bir de derin boşluk duygusu
Ama o apartman boşluğunun
Odama sızan mavi ışıklarından sanırım
Kendimi sıkıp sıkıp
Gece vakti caddelere
Kimsesiz sırlarımı
Açışım
Hem acı hem doğal
Bu denli yalnız kalışım
Hiç emin değilim ki
İnsansızlıktan mı
Yoksa biraz nankörce
Dillenen insafsızlıktan mı
İçimde saklı her şey
Kapalı kapılar taşıyarak
Açık olabimlek karşındakine
İnan ki kolay değil
Ama yolu yok ki
Başka türlü hayatı
Paylaşmanın...


İyiyle kötü, evetle hayır,
Olur da olmaz, durur da kalkmaz
İçimdeki o şeffaf duvar...